0 533 774 95 82

Sosyal Medyada Biz}

Boşanma Avukatı İstanbul

BOŞANMA AVUKATI  İSTANBUL

Boşanma avukatına göre;Evlilik müessesesi ulvi ve kutsal bir müessese olup nişanlanma ile doğar.

Evlilik, Her şeyden önce hiçbir şekilde dışarıdan müdahale kabul etmez, zamanla aile birliği içinde ki her şey yerleşir.

Boşanma Avukat numarası aramadan önce evliliğimizin manevi değerini sorgulamalıyız.

Eşler, aile hukuku kuralları çerçevesinde her şeyden önce ailesinin, özellikle de anne ve babasının etkisi altında kalmamalı, yönlendirmelerine kapılmamalıdır.

Evliliğin devamı açısından gerekirse aile arka plana atılmalıdır.

Boşanma avukatı İstanbul arıyorum veya en iyi boşanma avukatını arıyorum demeden önce hatalarımızı objektif olarak sorgulamalıyız.

İstanbul Boşanma Avukatları olarak taraflardan hangisinin kusurunun daha ağır olduğunu bulmak oldukça zordur.

-Mk.166. Maddesi ‘Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir demektedir.Boşanmaya karar vermiş olan eş, istemeyerek de olsa boşanma davası avukatı arayışına girer.

Bu kapsamda boşanmaya karar vermiş olan eş, ya boşanma avukatını bulur veya boşanma avukatı arayışından bir süre sonra vazgeçer ve davayı kendi yürütmek ister.

EŞLERİN KUSURUNUN BOŞANMA DAVASININ SEYRİNE ETKİSİ NEDİR?

-Davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir.’hükmü amirdir.

Boşanma avukatına göre Davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmamalı ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilmelidir.

-Başka bir deyişle Yasa koyucu boşanmaya ilişkin dava hakkını düzenlerken eski görüşü olan “sadece kusursuz eşin boşanma davası açma hakkı görüşünü” değiştirmiş ve “kusurlu eşin de boşanma avukatları vasıtasıyla dava açma hakkının olabileceğini kabul etmiştir. Fakat yasa koyucu hiçbir zaman Ağırlıkta Kusurlu Olan Tarafa Boşanma Davası Açma Hakkı Vermemiştir.

-Yargıtay’ ın yerleşmiş içtihatları, çocukların ruhsal gelişimi için Çocukların Velayetinin, Çocuklar Bölünmeksizin Bir Taraf Verilerek, diğer tarafla şahsi münasebet tesisi doğrultusundadır.

-Yargıtay kararları doğrultusunda genel kanı, her ne kadar çocukların velayetinin anneye verilmesi ise de Anne veya baba Çocuğu İstemediğini Açık Bir Şekilde Beyan Ettiği takdirde çocuğun velayetinin ret beyanında bulunan tarafa verilmesi Yargıtay’ın görüş ve genel kanısının dışındadır.

-Çocukların menfaati; geleceğe hazırlanabilecekleri, huzurlu,güvenli bir ortamdır.Kendilerini istemeyen kişiye verilmesi durumunda, bu ortamın sağlanamayacağı muhakkaktır.

Boşanma avukatına göre; Türk Medeni Kanunu 185. maddesi tarafların evlilik içerisinde en temel yükümlülüklerini yani evlilikte eşlerin hak ve yükümlülüklerini saymış olup; birlikte yaşama yükümlülüğü bunların başında gelmektedir. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. Davacı bu temel yükümlülüğe aykırı davranarak zaten evlilik birliğini çekilmez hale getirmiştir.

-Yargıtay kararları da o yöndedir ki; Evi terk ve bunu alışkanlık haline getirmek evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olmaktadır.Bizim önerimiz,İstanbul’da boşanma avukatı /avukatları arayışına giren eşler,öncelikle kendine ve eşine son bir kez de olsa şans vermelidir ki ileride pişmanlık duymasın.

BOŞANMA DAVASINDA İSPAT YÜKÜ KİMDEDİR?

Bilindiği üzere  Medeni Kanunun  6.maddesine göre herkes “iddiasını ispatlamakla” yükümlüdür Bu kural gereğince dava açan eş,iddialarını ispatla yükümlüdür aksi takdirde davası reddedilecektir.Boşanma avukatı, şahit ifadelerinin önemini çok iyi bilmelidir.

BOŞANMA AVUKATI GÖZÜNDEN İLGİNÇ BOŞANMA NEDENLERİ:

-Ağız ve Vücudun kötü kokması:

Eşlerden birisi kişisel bakımını yapmıyorsa ya da diğer eşin uyarılarına rağmen kişisel bakımını ihmal ediyorsa bu durumda evlilik de çekilmez bir hal alır ve bu durum boşanma nedenidir.Şayet eş, koku nedeniyle tedavisini ihmal ediyorsa ağır kusuru söz konusudur.

-Aile Sırlarını 3. kişilere açıklamak:

Aile sırlarını 3. kişilere aktarmak, aile içerisinde güvensizlik ve huzursuzluk oluşturmak evlilik birliği çekilmez hale gelecektir.Dolayısıyla bu durum boşanma nedeni olabilir.

-Altını ıslatmak:

Boşanma Avukatına göre Eşlerden birisi altını ıslatıyor ve de tedavi de olmuyorsa bu husus evlilik birliğini çekilmez hale getirecektir.Tedavi olmayan eş kusurludur.

-Tehdit ve Hakaret:

Eşlerden birisi diğerine tehdit veya hakaret  ediyor ve bu husus da gerek tanıkla gerekse suç duyurusu ile ispatlanabiliyorsa bu husus direk boşanma nedenidir.Karşılıklı hakaret ve tehdit de boşanma nedenidir.Önemli olan husus,söylenen sözün eleştiri boyutunu aşmasıdır.Örnek verecek olursak;seni öldüreceğim,çirkin birisin eski erkek arkadaşıma döneceğim,beceriksiz,erkek değilsin vs. gibi ifadeler örnek verilebilir.

-Borçlanma:

Yargıtay Kararlarında bahsedilen boşanma sebeplerinden birisi de “borçlanma”dır. Eşlerden biri borcunu ödememeyi alışkanlık haline getirmiş ise, ödeyemeyeceği şekilde borçlanarak icra avukatı tarafından icra takibi başlatılmış veya bu icra takibi yüzünden eve haciz geldiyse bu durum boşanma nedenidir.

-Kıskançlık:

Boşanma Avukatı olarak görüşümüz Dozunda kıskançlık güzeldir.Ancak kıskançlık aşırı boyuta geçerse;örnek olarak aile bireylerinden eşini kıskanma durumu gibi..Bu durumda evlilik birliği çekilmez bir hal alır.Dolayısıyla bu husus boşanma nedenidir.

-Kumar Oynamak:

Kumar oynamak süreklilik oluşturuyor ve de kumar borcu nedeniyle evde huzursuzluk meysana geliyorsa bu durum boşanma nedenidir.

-Bağımsız Konut sağlayamamak:

Şayet eşlerden birisi diğerine bağımsız bir evde yaşamayı teklif ederse diğer eş bu hususu kabul etmek zorundadır.Ailesiyle bir arada yaşayan eşler için evlilik birliği çekilmez bir hale dönüşebilir.Bağımsız konut sağlamayan eş kusurlu sayılacaktır.

-Bakire Olmamak;

“Bakire olmamak” direk boşanma nedeni değildir.Ancak evlilik öncesinde bekâretini kaybetmiş bir kadının  evleneceği kişiye bu hususu açıkça söylemesi gerekmektedir. Kocanın bunu evlenme sonrasında öğrenmesi güven sarsıcı bir durum oluşturur ve kadın kusurlu sayılır.

-Başkasını Sevmek:

Boşanma Avukatı olarak düşüncemiz Eşlerden birinin başka birini sevmesi geçerli bir boşanma sebebidir.Gerek SMS yoluyla gerekse sanal ortamdan başka birisini sevdiğini beyan eden eş,ağır kusurlu olup tazminat ödemek zorunda kalacaktır.Yine başka birisi ile yaşayan eş ağır kusurludur.

-Cinsel İlişki:

Eşlerin evlilikten sonra uzun süre cinsel ilişki kuramaması da boşanma nedenidir.Yine uzun süre cinsel ilişkiye haklı bir neden olmadan yanaşmayan eş de kusurlu sayılmaktadır.

– Çalışmamak:

Erkek çalışarak eş ve çocuklarına bakmakla yükümlüdür. Boşanma Avukatlarına göre Bu yükümlülüğüne uymayan koca kusurlu sayılacaktır.

-Çocuklara Karşı Şiddet:

Çocuklarına karşı şiddet uygulayan, çocuğunu aç bırakan, çocuklarını döven eş kusuru sayılmaktadır.+

-Eşin Ailesi ile görüşmemek/görüştürmemek:

Eşini ailesi ile görüştürmeyen koca ağır kusurludur. Eşlerden birisi diğerinin ailesine hakaret ederse bu durumda boşanma nedenidir.

-Evden Kovmak:

Son boşanma sebebi de biri de eşini “evden kovmak” tır.Karşılıklı hakaret durumunda ise evden kovma durumu ayrıca değerlendirilir.

-Eşe  Şiddet Uygulama:

Malesef biz Boşanma Avukatları olarak gördüğümüz üzere Ülkemizin en büyük sorunlarından birisidir.Şiddet uygulayan eş ağır kusurlu olup dilerse diğer eş tarafından evden uzaklaştırılabilecektir.

BOŞANMA NEDİR?

Boşanma, mevcut evlilik birliğinin kanunun öngördüğü sebeplerle sona erdirilmesi durumu olarak kısaca tanımlanabilir. Türk Medeni Kanunu’nun belirttiği boşanma sebepleri şunlardır: Zina, hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış, suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk, akıl hastalığı ve evlilik birliğinin sarsılması.

A)Boşanma Sebepleri:

  • Zina:

Eşlerden biri zina ederse, diğer eş boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde zina eyleminin üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

  • Hayata kast, pek kötü veya onur kırıcı davranış:

Eşlerden her biri diğeri tarafından hayatına kastedilmesi veya kendisine pek kötü davranılması ya da ağır derecede onur kırıcı bir davranışta bulunulması sebebiyle boşanma davası açabilir. Davaya hakkı olan eşin boşanma sebebini öğrenmesinden başlayarak altı ay ve her hâlde bu sebebin doğumunun üzerinden beş yıl geçmekle dava hakkı düşer. Affeden tarafın dava hakkı yoktur.

  • Suç işleme ve haysiyetsiz hayat sürme:

Eşlerden biri küçük düşürücü bir suç işler veya haysiyetsiz bir hayat sürer ve bu sebeplerden ötürü onunla birlikte yaşaması diğer eşten beklenemezse, bu eş her zaman boşanma davası açabilir.

  • Terk:

Eşlerden biri, evlilik birliğinden doğan yükümlülüklerini yerine getirmemek maksadıyla diğerini terk ettiği veya haklı bir sebep olmadan ortak konuta dönmediği takdirde ayrılık, en az altı ay sürmüş ve bu durum devam etmekte ve istem üzerine hâkim veya noter tarafından yapılan ihtar sonuçsuz kalmış ise; terk edilen eş, boşanma davası açabilir. Diğerini ortak konutu terk etmeye zorlayan veya haklı bir sebep olmaksızın ortak konuta dönmesini engelleyen eş de terk etmiş sayılır. Davaya hakkı olan eşin istemi üzerine hâkim veya noter, esası incelemeden yapacağı ihtarda terk eden eşe iki ay içinde ortak konuta dönmesi gerektiği ve dönmemesi hâlinde doğacak sonuçlar hakkında uyarıda bulunur. Bu ihtar gerektiğinde ilân yoluyla yapılır. Ancak, boşanma davası açmak için belirli sürenin dördüncü ayı bitmedikçe ihtar isteminde bulunulamaz ve ihtardan sonra iki ay geçmedikçe dava açılamaz.

  • Akıl hastalığı:

Eşlerden biri akıl hastası olup da bu yüzden ortak hayat diğer eş için çekilmez hâle gelirse, hastalığın geçmesine olanak bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla tespit edilmek koşuluyla bu eş boşanma davası açabilir.

  • Evlilik birliğinin sarsılması:

Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Belirtilen bu hâllerde, davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilir. Evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi hâlinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu hâlde boşanma kararı verilebilmesi için, hâkimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir. Bu değişikliklerin taraflarca da kabulü hâlinde boşanmaya hükmolunur. Bu hâlde tarafların ikrarlarının hâkimi bağlamayacağı hükmü uygulanmaz. Boşanma sebeplerinden herhangi biriyle açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesi ve bu kararın kesinleştiği tarihten başlayarak üç yıl geçmesi hâlinde, her ne sebeple olursa olsun ortak hayat yeniden kurulamamışsa evlilik birliği temelden sarsılmış sayılır ve eşlerden birinin istemi üzerine boşanmaya karar verilir.

B)Boşanmaya İlişkin Genel Hususlar:

Boşanma davası açmaya hakkı olan eş, dilerse boşanma, dilerse ayrılık isteyebilir. Boşanma veya ayrılık davalarında yetkili mahkeme, eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir. Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden alır.

Boşanma sebebi ispatlanmış olursa, hâkim boşanmaya veya ayrılığa karar verir. Dava yalnız ayrılığa ilişkinse, boşanmaya karar verilemez. Dava boşanmaya ilişkinse, ancak ortak hayatın yeniden kurulması olasılığı bulunduğu takdirde ayrılığa karar verilebilir. Ayrılığa bir yıldan üç yıla kadar bir süre için karar verilebilir. Bu süre ayrılık kararının kesinleşmesiyle işlemeye başlar. Süre bitince ayrılık durumu kendiliğinden sona erer. Ortak hayat yeniden kurulmamışsa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir. Boşanmanın sonuçları düzenlenirken ilk davada ispatlanmış olan olaylar ve ayrılık süresinde ortaya çıkan durumlar göz önünde tutulur.

Boşanma hâlinde kadın, evlenme ile kazandığı kişisel durumunu korur; ancak, evlenmeden önceki soyadını yeniden alır. Eğer kadın evlenmeden önce dul idiyse hâkimden bekârlık soyadını taşımasına izin verilmesini isteyebilir. Kadının, boşandığı kocasının soyadını kullanmakta menfaati bulunduğu ve bunun kocaya bir zarar vermeyeceği ispatlanırsa, istemi üzerine hâkim, kocasının soyadını taşımasına izin verir. Koca, koşulların değişmesi hâlinde bu iznin kaldırılmasını isteyebilir.

C)Boşanmada Tazminat Durumu:

Mevcut veya beklenen menfaatleri boşanma yüzünden zedelenen kusursuz veya daha az kusurlu taraf, kusurlu taraftan uygun bir maddî tazminat isteyebilir. Boşanmaya sebep olan olaylar yüzünden kişilik hakkı saldırıya uğrayan taraf, kusurlu olan diğer taraftan manevî tazminat olarak uygun miktarda bir para ödenmesini isteyebilir.

Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Bu nafakaya yoksulluk nafakası denmektedir. Yoksulluk nafakasında nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz.

D)Hükmedilen Tazminatlar Nasıl Ödenir?

Maddî tazminat ve yoksulluk nafakasının toptan veya durumun gereklerine göre irat biçiminde ödenmesine karar verilebilir. Manevî tazminatın irat biçiminde ödenmesine karar verilemez. İrat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafaka, alacaklı tarafın yeniden evlenmesi ya da taraflardan birinin ölümü hâlinde kendiliğinden kalkar; alacaklı tarafın evlenme olmaksızın fiilen evliymiş gibi yaşaması, yoksulluğunun ortadan kalkması ya da haysiyetsiz hayat sürmesi hâlinde mahkeme kararıyla kaldırılır. Tarafların malî durumlarının değişmesi veya hakkaniyetin gerektirdiği hâllerde iradın artırılması veya azaltılmasına karar verilebilir. Hâkim, istem hâlinde, irat biçiminde ödenmesine karar verilen maddî tazminat veya nafakanın gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

E)Yetki, Mal Rejimi Tasfiyesi ve Diğer Hususlar:

Boşanmadan sonra açılacak nafaka davalarında, nafaka alacaklısının yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir.

Evliliğin boşanma sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.

Mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümler uygulanır. Ayrılığa karar verilirse mahkeme, ayrılığın süresine ve eşlerin durumlarına göre aralarında sözleşmeyle kabul edilmiş olan mal rejiminin kaldırılmasına karar verebilir. Boşanan eşler, bu sıfatla birbirlerinin yasal mirasçısı olamazlar ve boşanmadan önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendilerine sağlanan hakları, aksi tasarruftan anlaşılmadıkça, kaybederler. Boşanma davası devam ederken, ölen eşin mirasçılarından birisinin davaya devam etmesi ve diğer eşin kusurunun ispatlanması hâlinde de aynı husus söz konusu olur.

Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır. Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir. Ana veya babanın başkasıyla evlenmesi, başka bir yere gitmesi veya ölmesi gibi yeni olguların zorunlu kılması hâlinde hâkim, kendiliğinden veya ana ve babadan birinin istemi üzerine gerekli önlemleri alır.

-Anlaşmalı boşanma davaları:

Bu davanın açılabilmesi için;Evlilik en az bir yıl sürmüş olması halinde eşler in birlikte de bu davayı açabilirler.

Bu davada eşler;çocukların velayeti,mal paylaşımı,tazminat verilip verilmeyeceği ve nafaka konularında anlaşarak protokol düzenlerler ve genellikle  anlaşmalı boşanma davası tek celsede sonuçlanır.

– Ayrılık Kararı Ve Ayrılık Süresinin Bitimi İle Evlilik Birliğinin Sona Ermesi İle Boşanma Davası:

Taraflardan birisinin açtığı boşanma davası reddedilirse ve de 3 yıl içinde evlilik birliği yeniden kurulamamışsa bu durumda hakim boşanma kararı vermektedir.Ayrıca hakim evliliğin kurtulabileceği kanaatine ulaşmışsa bu durumda ayrılık kararı da verilebilmektedir.

Son olarak boşanma avukatı arıyorum demeden önce boşanma davası ve anlaşmalı boşanma davasının maliyetlerini incelersek;avukatlık ücretinin maliyetinin boşanma davası harcına göre daha fazla olduğunu görmekteyiz.Boşanma avukatı arayanlara tavsiyemiz anlaşmalı ve çekişmeli boşanma davasının ücretlerini boşanma avukatınız ile yüz yüze görüşmenizde fayda vardır.

BOŞANMA DAVASI NASIL AÇILIR VE KİM AÇABİLİR?

-Mk.166. Maddesi ‘Evlilik birliği, ortak hayatı sürdürmeleri kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olursa, eşlerden her biri boşanma davası açabilir demektedir.Bu amaçla davacı bizzat kendisi veya avukatı aracılığıyla boşanma dilekçesi yazmaktadır.

Müvekkil bir an önce boşanmak ister ancak İstanbul gibi metropol şehirlerde boşanma davalarının sayısı oldukça fazladır.Dolayısıyla yargılama süresi de yoğunluğa bağlı olarak uzamaktadır.İşte bu süreçte Boşanma avukatı, müvekkilinin aynı zamanda psikolojik danışmanlığını da üstlenmelidir ki psikolojik yıkımlar gerçekleşmesin.

BOŞANMA DAVASINDA KUSURUN ETKİSİ NEDİR?

-Davacının kusuru daha ağır ise, davalının açılan davaya itiraz hakkı vardır. Bununla beraber bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olmamalı ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilmelidir.

Başka bir deyişle Yasa koyucu boşanmaya ilişkin dava hakkını düzenlerken eski görüşü olan “sadece kusursuz eşin dava açma hakkı görüşünü” değiştirmiş ve “kusurlu eşin de dava açma hakkının olabileceğini kabul etmiştir. Fakat yasa koyucu hiçbir zaman Ağırlıkta Kusurlu Olan Tarafa Boşanma Davası Açma Hakkı Vermemiştir.Türk boşanma avukatlarının en çok zorlandığı konu kusurlu tarafın tespitidir.Çünkü eşlerden hiçbirisi kusuru kendisinde görmez.

BOŞANMA DAVASINDA ÇOCUKLARIN VELAYETİ KİME VERİLİR?

Soybağı ve babalık davası makalemizde de ayrıntılı olarak anlatıldığı üzere;

Boşanma Avukatına göre ve de Yargıtay’ ın yerleşmiş içtihatları, çocukların ruhsal gelişimi için Çocukların Velayetinin, Çocuklar Bölünmeksizin Bir Taraf Verilerek, diğer tarafla şahsi münasebet tesisi doğrultusundadır.

Yargıtay kararları doğrultusunda genel kanı, her ne kadar çocukların velayetinin anneye verilmesi ise de Anne veya baba Çocuğu İstemediğini Açık Bir Şekilde Beyan Ettiği takdirde çocuğun velayetinin ret beyanında bulunan tarafa verilmesi Yargıtay’ın görüş ve genel kanısının dışındadır.

Çocukların menfaati; geleceğe hazırlanabilecekleri, huzurlu,güvenli bir ortamdır.Kendilerini istemeyen kişiye verilmesi durumunda, bu ortamın sağlanamayacağı muhakkaktır.

Boşanma avukatlarının bu aşamada çocuğun geleceğini de düşünerek müvekkilini velayet konusunda  en iyi şekilde bilgilendirmelidir.

EVİ TERK ETMEK BOŞANMA NEDENİ MİDİR?

-Türk Medeni Kanunu 185. maddesi tarafların evlilik içerisinde en temel yükümlülüklerini saymış olup; birlikte yaşama yükümlülüğü bunların başında gelmektedir. Eşler birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorundadırlar. Bu yükümlülüğe aykırı davranan taraf evlilik birliğini de çekilmez hale getirecektir.

Yargıtay kararları da o yöndedir ki; Evi terk ve bunu alışkanlık haline getirmek evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olmaktadır.İstanbul’da sıkça karşılaştığımız üzere Evini terk eden eş hemen boşanma avukatı arayışına girmektedir. Bu çok yanlış bir düşüncedir.Eşlerin son defa da olsa birbirlerine şans vermesi gerekmektedir.Evlilik zor bir sanattır.Evliliği sürdürmek zor, bitirmek ise kolaydır.

EVLİLİK İPTAL EDİLEBİLİR Mİ? HANGİ HALLERDE EVLİLİK GEÇERSİZ SAYILIR?

Evliliğin geçersiz olduğu haller mevcuttur. Bunlar mutlak butlan, nisbi butlan ve yokluk olarak isimlendirilir.

  • Mutlak Butlan:

Mutlak butlana sebep olan hususlar şunlardır: 1. Eşlerden birinin evlenme sırasında evli bulunması, 2. Eşlerden birinin evlenme sırasında sürekli bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun bulunması, 3. Eşlerden birinde evlenmeye engel olacak derecede akıl hastalığı bulunması, 4. Eşler arasında evlenmeye engel olacak derecede hısımlığın bulunması. Sayılan bu durumların mevcut olması halinde söz konusu evlilik mutlak butlanla batıl kabul edilmektedir.

Mutlak butlan davası, Cumhuriyet savcısı tarafından re’sen açılır. Bu dava, ilgisi olan herkes tarafından da açılabilir. Sona ermiş bir evliliğin mutlak butlanı Cumhuriyet savcısı tarafından re’sen dava edilemez; fakat her ilgili, mutlak butlanın karar altına alınmasını isteyebilir. Ayırt etme gücünün sonradan kazanılması veya akıl hastalığının iyileşmiş olması durumlarında mutlak butlan davasını yalnız ayırt etme gücünü sonradan kazanan veya akıl hastalığı iyileşen eş açabilir. Evliyken yeniden evlenen bir kimsenin önceki evliliği mutlak butlan kararı verilmeden önce sona ermişse ve ikinci evlenmede diğer eş iyiniyetli ise, bu evlenmenin butlanına karar verilemez.

  • Nisbi Butlan:

Nisbi butlan ise şu hallerde söz konusu olmaktadır: 1. Ayırt etme gücünden geçici yoksunluk, 2. Yanılma, 3. Aldatma, 4. Korkutma. Sayılan bu durumların mevcut olması halinde söz konusu evliliğin nisbi butlanla geçersizliği talep edilebilmektedir.

Evlenme sırasında geçici bir sebeple ayırt etme gücünden yoksun olan eş, evlenmenin iptalini dava edebilir.

Şu durumlarda eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir: 1. Evlenmeyi hiç istemediği veya evlendiği kişiyle evlenmeyi düşünmediği hâlde yanılarak bu evlenmeye razı olmuşsa, 2. Eşinde bulunmaması onunla birlikte yaşamayı kendisi için çekilmez bir duruma sokacak derecede önemli bir nitelikte yanılarak evlenmişse.

Ayrıca şu durumlarda da eşlerden biri evlenmenin iptalini dava edebilir: 1. Eşinin namus ve onuru hakkında doğrudan doğruya onun tarafından veya onun bilgisi altında bir başkası tarafından aldatılarak evlenmeye razı olmuşsa, 2. Davacının veya altsoyunun sağlığı için ağır tehlike oluşturan bir hastalık kendisinden gizlenmişse.

Kendisinin veya yakınlarından birinin hayatı, sağlığı veya namus ve onuruna yönelik pek yakın ve ağır bir tehlike ile korkutularak evlenmeye razı edilmiş eş, evlenmenin iptalini dava edebilir.

İptal davası açma hakkı, iptal sebebinin öğrenildiği veya korkunun etkisinin ortadan kalktığı tarihten başlayarak altı ay ve her hâlde evlenmenin üzerinden beş yıl geçmekle düşer.

Küçük veya kısıtlı, yasal temsilcisinin izni olmadan evlenirse, izni alınmayan yasal temsilci evlenmenin iptalini dava edebilir. Bu suretle evlenen kimse sonradan onsekiz yaşını doldurmak suretiyle ergin olur, kısıtlı olmaktan çıkar veya karı gebe kalırsa evlenmenin iptaline karar verilemez.

  • Yokluk:

Yokluk, hukuki manada kelime anlamı olarak işlemin hiç yapılmamış sayılmasıdır. Bunlar kanunun koruduğu hukuki yarara ve kamu düzenine aykırılık teşkil ettikleri için, hukuk sistemi tarafından yok sayılmış işlemlerdir.

Yokluk hükmüne tabi olacak durumlar şunlardır: 1. Aynı cinsten iki kişinin evlenmesi, 2. Evlenmenin kanunun yetkili kıldığı resmi memur önünde yapılmamış olması.

Türk hukuk sistemi aynı cinsten evliliğe(eşcinsel evlilik) izin vermemektedir. Dolayısıyla kadın ve erkekten oluşmayan bir evlilik akdinin geçerliliğinden bahsetmek mümkün değildir. Bu gibi durumlarda herhangi bir işlem yapılmasına gerek olmadan söz konusu evlilik kendiliğinden geçersiz, yok kabul edilmektedir.

Evliliğin Geçersizliğini Gerektirmeyen Sebepler:

Kadının bekleme süresi bitmeden evlenmesi, evlenmenin butlanını gerektirmez. Evlendirmeye yetkili memur önünde yapılmış olan bir evliliğin kanunun diğer şekil kurallarına uyulmaması sebebiyle butlanına karar verilemez

Butlan Kararı ve Sonuçları:

Batıl bir evlilik ancak hâkimin kararıyla sona erer. Mutlak butlan hâlinde bile evlenme, hâkimin kararına kadar geçerli bir evliliğin bütün sonuçlarını doğurur.

Mahkemece butlanına karar verilen bir evlilikten doğan çocuklar, ana ve baba iyiniyetli olmasalar bile evlilik içinde doğmuş sayılırlar. Çocuklar ile ana ve baba arasındaki ilişkilere boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

Evlenmenin butlanına karar verilirse, evlenirken iyiniyetli bulunan eş bu evlenme ile kazanmış olduğu kişisel durumunu korur. Eşler arasındaki mal rejiminin tasfiyesi, tazminat, nafaka ve soyadı hakkında boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

Evlenmenin butlanını dava etme hakkı mirasçılara geçmez. Ancak, mirasçılar açılmış olan davayı sürdürebilirler. Dava sonucunda evlenme sırasında iyiniyetli olmadığı anlaşılan sağ kalan eş, yasal mirasçı olamayacağı gibi, daha önce yapılmış olan ölüme bağlı tasarruflarla kendisine sağlanan hakları da kaybeder.

Evlenmenin butlanı davasında, yetki ve yargılama usulü bakımından boşanmaya ilişkin hükümler uygulanır.

NAFAKA NEDİR VE TÜRLERİ NELERDİR?

Nafaka talep etmek için  Nafaka Davası olarak ayrı bir dava açılabileceği gibi boşanma davası içerisinde de talep halinde hakim çalışmayan eş lehine dava süresince tedbir nafakasına hükmedebilir.

BOŞANMANIN TÜRKİYE’DE TANINMASI AŞAMALARI:

YURTDIŞI BOŞANMA TANIMA DAVALARINA GENEL BAKIŞ:

TANIMA NEDİR?

Yabancı bir mahkeme kararının tanınması, onun kesin hüküm kuvvetinin ülkeye de teşmili anlamına gelir.Yurtdışı boşanmayı tanıma anlamında da kullanılır.

TENFİZ NEDİR?

Yabancı bir mahkeme kararının tenfizi ise onun icra edilebilirliğidir. Yani ilamın yerine getirilmesidir.

TANIMA VE TENFİZ DAVALARINDA YETKİLİ MAHKEMELER HANGİSİDİR?

Boşanma davasında Davalının ikametgahı (Nüfusa kayıtlı olunan yer) Türkiye’de ikametgahı yoksa sakin olduğu yer mahkemesi, bu dahi yoksa Ankara, İstanbul, İzmir mahkemeleri yetkilidir.

TANIMA VE TENFİZ DAVASININ ŞARTLARI NELERDİR?

1-Yabancı mahkemeler tarafından verilmiş bir ilam olmalıdır. 2- İlamın Kesinleşmiş olması gerekir. 3- İlamın Hukuk Davalarına İlişkin Olması Gerekir. 4- Yabancı Mahkeme İlamının Türk Mahkemelerinin Münhasır Yetkisine Girmeyen Bir Konuda Verilmiş Olması Gerekir.

TANIMA VE TENFİZ DAVASI AÇMADAN ÖNCE NE YAPMALIYIM?

Avrupa’da yaşayan Türk vatandaşlarımız, (Türkiye’de boşanma avukatı) Türk boşanma Avukatı/Avukatları aramadan evvel yabancı mahkeme kararını tercüme ettirmeli ,karara, Apostil Şerhi yaptırılmalı, ayrıca kararı, o ülkedeki Türk Konsolosluğunda Türkçeye çevirtip kararın aslı ile birlikte tüm evrakları büromuza göndermelidir. Biz de Türk boşanma Avukatı olarak Dava dilekçesi ve ekinde tercüme edilmiş yabancı mahkeme ilamı ile birlikte aile nüfus kayıt tablosunu Mahkemeye sunuyoruz. Davayı açtıktan sonra da, Mahkemenin yurt dışına gönderilmek üzere hazırladığı tüm evrakları yine İstanbulda’ki boşanma avukatlarınız tercüme ettirmektedir. Türkiye’deki boşanma işlemleri Yine İstanbulda’ki boşanma avukatınız diğer işlemleri de yapmaktadır.

TANIMA VE TENFİZ DAVASI AÇTIM DURUŞMAYA GELMEM ZORUNLU MU?

Tanıma ve tenfiz davalarında,vekille temsil ettirilmek şartıyla davacının mahkemede hazır olmasına gerek yoktur. Önemli bir husus;Davalının dava dilekçesi ve duruşma gününü tebliğ alması durumunda duruşmaya gelmesi zaruri değildir ve davalının yokluğunda karar verilebilir. Tüm evrakların eksiksiz olması ve de davalıya tebligatın yapılmış olması durumunda büyük ihtimalle ilk duruşmada dava kabul edilecektir.

TANIMA TENFİZ DAVALARINDA KARŞILIKLI ANLAŞMA BULUNAN ÜLKELER HANGİSİDİR?

Türkiye Cumhuriyeti ile bu konuda arasında karşılıklılık esasına dayanan anlaşma veya fiili durum bulunan bazı devletler şunlardır;

İtalya,Romanya,Tunus,KKTC,Avusturya,Irak,Polonya,Ürdün,Cezayir,Azerbaycan,Hollanda,Arnavutluk,Çin,Gürcistan,Rusya,Ukrayna,Suriye,İsviçre,İran,İngiltere,Tacikistan’dır.

EN SON KANUNA GÖRE BOŞANMADA MAL PAYLAŞIMI NASIL YAPILIR?

MAL REJİMİ HUSUSU:

A)Genel Hususlar:

Eşler arasında edinilmiş mallara katılma rejiminin uygulanması asıldır. Dolayısıyla eşler herhangi bir mal rejimini seçmeseler bile kanun, edinilmiş mallara katılma rejiminin kendiliğinden uygulanacağını öngörmüştür. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kanunda belirlenen diğer rejimlerden birini kabul edebilirler. Mal rejimi sözleşmesi, evlenmeden önce veya sonra yapılabilir. Taraflar, istedikleri mal rejimini ancak kanunda yazılı sınırlar içinde seçebilir, kaldırabilir veya değiştirebilirler. Mal rejimi sözleşmesi, ancak ayırt etme gücüne sahip olanlar tarafından yapılabilir. Küçükler ile kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızasını almak zorundadırlar. Mal rejimi sözleşmesi, noterde düzenleme veya onaylama şeklinde yapılır. Ancak, taraflar evlenme başvurusu sırasında hangi mal rejimini seçtiklerini yazılı olarak da bildirebilirler. Mal rejimi sözleşmesinin taraflarca ve gerektiğinde yasal temsilcilerince imzalanması zorunludur. Türk Medeni Kanunu tarafından belirtilen dört tür mal rejimi söz konusudur. Bunlar; edinilmiş mallara katılma rejimi, mal ayrılığı, paylaşmalı mal ayrılığı ve mal ortaklığıdır.

B)Mal Rejimleri:

  1. Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi:

Edinilmiş mallara katılma rejimi, edinilmiş mallar ile eşlerden her birinin kişisel mallarını kapsar. Edinilmiş mal, her eşin bu mal rejiminin devamı süresince karşılığını vererek elde ettiği malvarlığı değerleridir. Bir eşin edinilmiş malları özellikle şunlardır: 1. Çalışmasının karşılığı olan edinimler, 2. Sosyal güvenlik veya sosyal yardım kurum ve kuruluşlarının veya personele yardım amacı ile kurulan sandık ve benzerlerinin yaptığı ödemeler, 3. Çalışma gücünün kaybı nedeniyle ödenen tazminatlar, 4. Kişisel mallarının gelirleri, 5. Edinilmiş malların yerine geçen değerler.

Şu belirtilenler, kanun gereğince kişisel maldır: 1. Eşlerden birinin yalnız kişisel kullanımına yarayan eşya, 2. Mal rejiminin başlangıcında eşlerden birine ait bulunan veya bir eşin sonradan miras yoluyla ya da herhangi bir şekilde karşılıksız kazanma yoluyla elde ettiği malvarlığı değerleri, 3. Manevî tazminat alacakları, 4. Kişisel mallar yerine geçen değerler.

Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle, bir mesleğin icrası veya işletmenin faaliyeti sebebiyle doğan edinilmiş mallara dahil olması gereken malvarlığı değerlerinin kişisel mal sayılacağını kabul edebilirler. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle kişisel malların gelirlerinin edinilmiş mallara dahil olmayacağını da kararlaştırabilirler. Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Bir eşin bütün malları, aksi ispat edilinceye kadar edinilmiş mal kabul edilir.

Her eş, yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. Aksine anlaşma olmadıkça, eşlerden biri diğerinin rızası olmadan paylı mülkiyet konusu maldaki payı üzerinde tasarrufta bulunamaz. Eşlerden her biri kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur. Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer. Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır. Tasfiye sırasında, paylı mülkiyete konu bir mal varsa, eşlerden biri kanunda öngörülen diğer olanaklardan yararlanabileceği gibi, daha üstün bir yararı olduğunu ispat etmek ve diğerinin payını ödemek suretiyle o malın bölünmeden kendisine verilmesini isteyebilir. Eşler karşılıklı borçları ile ilgili düzenleme yapabilirler.

Eşlerden biri diğerine ait bir malın edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına hiç ya da uygun bir karşılık almaksızın katkıda bulunmuşsa, tasfiye sırasında bu malda ortaya çıkan değer artışı için katkısı oranında alacak hakkına sahip olur ve bu alacak o malın tasfiye sırasındaki değerine göre hesaplanır; bir değer kaybı söz konusu olduğunda katkının başlangıçtaki değeri esas alınır. Böyle bir malın daha önce elden çıkarılmış olması hâlinde hâkim, diğer eşe ödenecek alacağı hakkaniyete uygun olarak belirler. Eşler, yazılı bir anlaşmayla değer artışından pay almaktan vazgeçebilecekleri gibi, pay oranını da değiştirebilirler.

  1. Mal Ayrılığı:

Mal ayrılığı rejiminde eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur. Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Eşlerden her biri, kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur.

  1. Paylaşmalı Mal Ayrılığı:

Eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi malvarlığı üzerinde yönetim, yararlanma ve tasarruf haklarını korur. Belirli bir malın eşlerden birine ait olduğunu iddia eden kimse, iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Eşlerden hangisine ait olduğu ispat edilemeyen mallar onların paylı mülkiyetinde sayılır. Eşlerden her biri, kendi borçlarından bütün malvarlığıyla sorumludur. Mal rejimi, eşlerden birinin ölümü veya başka bir mal rejiminin kabulüyle sona erer. Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde de, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. Her eş, diğer eşte bulunan mallarını geri alır. Paylaşmalı mal ayrılığı rejimi sona erdiğinde, üstün yararı olduğunu ispat eden eş, diğer önlemler yanında, eşine payının ödeme günündeki karşılığını vermek suretiyle paylı mülkiyetteki malın kendisine verilmesini isteyebilir.

Evliliğin iptal veya boşanma kararıyla sona erdirilmesi hâlinde, ailenin ortak kullanımına özgülenmiş ve eşler arasında eşit olarak paylaşma konusu olan konutta kalmaya ve ev eşyasını kullanmaya hangisinin devam edeceği konusunda eşler anlaşabilirler. Konutta kalma hakkını elde eden eş, bu hakkın tapu kütüğüne şerh edilmesini isteyebilir. Eşlerin aile konutunda kimin kalmaya ve ev eşyasını kimin kullanmaya devam edeceği konusunda anlaşamamaları hâlinde, hakkaniyet gerektiriyorsa hâkim, olayın özelliklerini, eşlerin ekonomik ve sosyal durumlarını ve varsa çocukların menfaatlerini göz önünde bulundurarak bu hakka hangisinin sahip olacağına iptal veya boşanma kararıyla birlikte kendiliğinden karar verir; bu kararında kalma ve kullanma süresini belirleyerek tapu kütüğüne şerhi için tapu memurluğuna bildirir. Hâkim aksine karar vermedikçe hak, belirlenen sürenin bitiminde kendiliğinden sona erer. Ancak, bu süre sona ermeden yararlanan tarafın durumunda değişiklik olması hâlinde, diğer taraf hâkimden, kararın gözden geçirilmesini isteyebilir. Eşler konutta kira ile oturuyorlarsa hâkim, gerektiğinde konutta kiracı sıfatı taşımayan eşin kalmasına karar verebilir. Bu durumda, kiralayanın sözleşmeden doğan haklarını güvenceye almak için gerekli düzenleme yapılmasına iptal veya boşanma kararıyla birlikte kendiliğinden karar verilir.

Eşlerden birinin ölümü hâlinde, paylaşma konusu olan mallar arasında ev eşyası veya eşlerin birlikte yaşadıkları konut varsa; sağ kalan eş, bunlar üzerinde kendisine miras ve paylaşmadan doğan hakkına mahsup edilmek ve yetmezse bir bedel eklenmek suretiyle mülkiyet hakkı tanınmasını isteyebilir. Haklı sebeplerin varlığı hâlinde sağ kalan eşin veya ölenin diğer yasal mirasçılardan birinin istemi üzerine, mülkiyet yerine intifa veya oturma hakkı tanınmasına da karar verilebilir. Sağ kalan eş, mirasbırakanın bir meslek veya sanat icra ettiği ve altsoyundan birinin aynı meslek veya sanatı icra etmesi için gerekli olan bölümlerde bu hakları kullanamaz.

  1. Mal Ortaklığı:

Mal ortaklığı rejimi, ortaklık malları ile eşlerin kişisel mallarını kapsar. Genel mal ortaklığında eşlerin kanun gereğince kişisel mal sayılanlar dışındaki malları ile gelirleri ortaklık mallarını oluşturur. Eşler, ortaklık mallarına bölünmemiş bir bütün olarak sahip olurlar. Hiçbir eş, ortaklık payı üzerinde tek başına tasarruf hakkına sahip değildir. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle sadece edinilmiş mallardan oluşan bir ortaklık kabul edebilirler. Kişisel malların gelirleri de bu ortaklığa dahildir. Eşler, mal rejimi sözleşmesiyle belirli malvarlığı değerlerini veya türlerini, özellikle taşınmaz malları, bir eşin kazancını, bir meslek veya sanat icrası için kullandığı malları ortaklık dışında tutabilirler. Aksi sözleşmede öngörülmedikçe bu malların gelirleri ortaklığa dahil değildir.

Eşlerden her birinin sadece kişisel kullanımına ayrılmış olan eşyası ile manevî tazminat alacakları kanundan dolayı kişisel malıdır. Bir eşin saklı pay olarak isteyebileceği malvarlığı değerleri, mal rejimi sözleşmesiyle ortaklığa dahil edildiği ölçüde, mirasbırakanları tarafından kendisine kişisel mal olarak kazandırılamaz. Bir eşin kişisel malı olduğu ispatlanmadıkça tüm malvarlığı değerleri ortaklık malı sayılır.

Eşler, ortaklık mallarını evlilik birliğinin yararına uygun olarak yönetirler. Olağan yönetim sınırları içinde her eş, ortaklığı yükümlülük altına sokabilir ve ortak mallarda tasarrufta bulunabilir. Olağan yönetim dışında kalan konularda eşler, ancak birlikte veya biri diğerinin rızasını almak suretiyle ortaklığı yükümlülük altına sokabilir veya mallarda tasarrufta bulunabilir. Rızanın bulunmadığını bilmeyen veya bilecek durumda olmayan üçüncü kişiler için bu rıza var sayılır.

Eşlerden her biri, yasal sınırlar içerisinde kendi kişisel mallarını yönetme ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir. Kişisel mallara giren gelirler varsa, yönetim giderleri bu gelirlerden karşılanır. Eşlerden her biri, şu borçlardan kişisel malları ve ortaklık mallarıyla sorumludur: 1. Evlilik birliğini temsil veya ortaklık mallarını yönetme yetkisine dayanarak yapılan borçlardan, 2. Ortaklık mallarını veya ortaklık mallarına giren gelirleri kullanarak bir meslek veya sanatın icra edilmesi nedeniyle yapılan borçlardan, 3. Diğer eş için de kişisel sorumluluk doğuran borçlardan, 4. Kişisel mal yanında ortaklık mallarının da sorumlu olacağı hususunda eşlerin üçüncü kişilerle anlaşarak yaptığı borçlardan.

Her eş, diğer bütün borçlardan kendi kişisel mallarıyla ve ortaklık mallarının değerinin yarısı kadarıyla sorumlu tutulur. Mal rejimi eşler arasındaki borçların muaccel olmasını önlemez. Bununla beraber bir borcun yerine getirilmesi borçlu eşi, evlilik birliğini tehlikeye düşürecek derecede önemli güçlüklere sokacaksa, bu eş ödeme için süre isteyebilir.

Mal rejimi eşlerden birinin ölümü, diğer bir mal rejiminin kabul edilmesi veya eşlerden biri hakkında iflâsın açılmasıyla son bulur. Mahkemece evliliğin iptal veya boşanma sebebiyle sona erdirilmesine veya mal ayrılığına geçilmesine karar verilmesi hâllerinde, mal rejimi dava tarihinden geçerli olmak üzere sona erer. Ortaklık mallarıyla kişisel malların kapsamının belirlenmesinde mal ortaklığının sona erdiği tarih esas alınır.

VESAYET VE VASİ NEDİR?

Vesayet ve vasi ile ilgili konularda vesayet ve vasi nedir başlıklı makalemizde gerekli açıklamaları yapmıştık o nedenle bu konuyu kısacık geçiyoruz.

BOŞANMA AVUKATI İSTANBUL DEĞERLENDİRMELERİ:

Boşanma avukatı olarak görüşümüz; Boşanma davaları müvekkilin düşündüğünün aksine son derece zor davalardır.Taraflar arasında tartışmalar zaman zaman alevlenir ki bu durum boşanma avukatlarını da olumsuz etkiler.Öyle ki zaman zaman adliye koridorlarında avukatlar arasında dahi tartışmalara şahit oluyoruz.

Ancak avukat olarak öncelikle profesyonel olmamız gerekiyor.Boşanma nedenleri sınırlı sayıdadır.Medeni Kanunumuz bu nedenleri sıralamıştır.Boşanma nedenleri içerisinde zina son yıllarda ciddi artış göstermiştir.Özellikle bilgisayar ve cep telefonu konusundaki teknolojik gelişmeler sonucunda çiftler birbirini aldatmaya başlamıştır.

Aldatıldığını farkeden ,başka bir deyişle aldatıldığını öğrenen taraf Medeni Kanunumuza göre 6 ay içerisinde zinaya dayalı boşanma davası açabilir.Boşanma davasını açan taraf,adaltmayı somut delillerle ve şahit anlatımları ile ispatlamak zorunda kalacaktır.Somut delilden kastımız; örneğin aldatan taraf whatsapptan bir kadınla yazışmış ve ”canım,aşkım” gibi ifadeler kullanmıştır.

Yine aldatan taraf,sevgilisi ile telefonda konuşmuş ve bu konuşma kaydı diğer tarafça elde edilmiştir.Şimdi hepinizin gizli alınan ses veya görüntü kaydının yasal delil olarak kullanamayacağı gibi düşünceye kapıldığını hissediyorum.

Ama yanılıyorsunuz çünkü ceza hukuku yargılamasındaki gibi dar kalıplara girmeyecek kadar hassas bir konu olan boşanmada delillerin değerlendirilmesi konusu çok farklıdır.

Yargıtay’ın son zamanlarda verdiği kararlarında ses kaydı aldatmayı ortaya çıkarıyorsa boşanma davasında delil olarak kullanılabilmektedir.Ceza Yargılamasında bu durumun izahı ise ses veya görüntü kayıtları mağdurun ispatında güçlük çektiği bir konuda ise başka bir deyişle mağdur ses veya görüntü kaydı dışında o suçun işlendiğini ispatlayamacaksa ses veya görntü kayıtları delil olarak kullanılabilecektir.

Nitekim birçok eş,ses veya görüntü kayıtlarını boşanma avukatı vasıtasıyla aile mahkemesine sunmaktadır.Aile mahkemesi ise bilirkişi atamak suretiyle ses veya görüntü kayıtlarını çözmektedir.

Böylece aile mahkemesi hakimi takdir hakkını da kullanarak ses veya görüntü kayıtlarının davanın esasına etkisini düşünerek boşanma yönünde karar vermektedir.Boşanma avukatı olarak diğer önemli husus ta tanık ifadelerinin değeridir.

Boşanma davalarında bilgi ve görgüye dayalı yeminli tanık anlatımlarının direk sonuca etkili olduğunu bilmekteyiz.Bu amaçla tanıkların objektif ve dava dilekçesi ile çelişik olmayan ifadelerinin aile mahkemesi hakimi tarafından dikkate alınacağı tartışmasızdır.


Warning: Invalid argument supplied for foreach() in /home/yilmazyalcinav/public_html/wp-content/themes/parts/metabox.php on line 3

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM

  1. Bu başlık altında sorularınıza cevap veriyoruz.

BİR YORUM YAZIN